Bir zamanlar Alanya denildiğinde akla ilk gelen üç şey vardı…

Güneş…

Deniz…

Misafirperverlik…

Bugün ise insanların dilinde bambaşka cümleler dolaşıyor.

Pahalılık…

Düzensizlik…

Kirlenen sahiller…

Ve giderek büyüyen memnuniyetsizlik.

Kimse Alanya'nın güzelliğini inkâr etmiyor.

Çünkü Allah bu coğrafyaya cömert davranmış.

Masmavi deniz…

Altın sarısı kumsallar…

Muhteşem bir iklim…

Tarih…

Doğa…

Hepsi var.

Eksik olan bunları koruyacak ortak irade.

Turizm sadece otellerden ibaret değildir.

Bir şehirde taksiciden simitçiye…

Restorandan markete…

Tekne turundan hediyelik eşya satıcısına kadar herkes turizmden pay alır.

Bir turist geldiğinde sadece otel kazanmaz.

Şehir kazanır.

Ekonomi kazanır.

Türkiye kazanır.

Ama bunun tek bir şartı vardır.

Turistin mutlu ayrılması.

Bugünün turisti sadece güneşe bakmıyor.

İnternete bakıyor.

Yorumlara bakıyor.

Fiyatlara bakıyor.

Kendisine nasıl davranıldığına bakıyor.

En küçük memnuniyetsizliği binlerce kişiye ulaştırabiliyor.

Artık en güçlü reklam da en büyük zarar da sosyal medyada yaşanıyor.

Son dönemde Alanya ile ilgili en çok konuşulan konulardan biri fiyatlar.

Elbette her işletmenin maliyeti farklıdır.

Kimsenin kazancına söz söylemek doğru değildir.

Ancak aynı bölgede, benzer hizmet sunan işletmeler arasında oluşan büyük fiyat farklılıkları ziyaretçilerin kafasında soru işaretleri oluşturuyor.

Turizm güven üzerine kuruludur.

İnsan ödediği paranın karşılığını aldığını hissederse yeniden gelir.

Ama kendisini mağdur hissederse yalnızca kendisi gitmez.

Çevresine de gitmemesini söyler.

Turizmde en büyük reklam memnuniyet, en büyük zarar ise hayal kırıklığıdır.

Dünyada artık çok güçlü bir rekabet var.

İspanya…

Yunanistan…

Mısır…

Karadağ…

Hırvatistan…

Arnavutluk…

Hepsi aynı turisti ağırlamak için yarışıyor.

Kimsenin müşterisi garanti değil.

Eskisi gibi "nasıl olsa gelirler" dönemi çoktan geride kaldı.

Bugün kaliteyi koruyamayan şehirler yarın turist bulmakta zorlanıyor.

*****

Alanya'nın gündemindeki bir başka konu ise eğlence hayatı.

Eğlence turizmin vazgeçilmezidir.

Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ancak kamusal alanlar herkesindir.

Bir tarafta tatil yapan aileler…

Diğer tarafta eğlenmek isteyen gençler…

Yaşlı insanlar…

Çocuklar…

Hepsinin aynı şehirde huzur içinde yaşayabilmesi gerekir.

Eğlence özgürlüğü kadar huzur hakkı da önemlidir.

Bu denge kurulamadığında şehir zarar görmeye başlar.

Son günlerde tartışılan bir başka konu ise müzik yayın saatleri.

Bir kesim ekonomik hareketliliğin zarar gördüğünü söylüyor.

Diğer kesim ise gürültüden şikâyet ediyor.

Aslında burada yapılması gereken yasak koymak değil…

Ortak akılla çözüm üretmektir.

Turizm şehirleri sıradan şehirler değildir.

Her karar alınırken yalnızca bugünü değil, sezonu, ekonomiyi ve şehir markasını da düşünmek gerekir.

*****

Ve gelelim en can yakıcı meseleye…

Deniz…

Kargıcak sahilinde ortaya çıkan görüntüler hepimizi üzdü.

Deniz yüzeyindeki kirlilik sosyal medyada kısa sürede yayıldı.

Vatandaş tepki gösterdi.

Turistler şaşkınlık yaşadı.

Esnaf endişelendi.

Çünkü deniz kirlenirse sadece su kirlenmez.

Bir şehrin itibarı da kirlenir.

Turizmde güven de kirlenir.

Daha da üzücü olan ise sorumluluğun sürekli başka kurumlara yönlendirilmesi.

Vatandaş çözüm bekliyor.

Kurumlar arasında görev paylaşımı elbette vardır.

Ancak vatandaşın görmek istediği şey yetki tartışması değil, sonuçtur.

Denizdeki kirliliğin kesin nedeni bilimsel ve teknik incelemelerle ortaya çıkarılmalıdır.

Bununla birlikte, sorun hangi nedenle oluşursa oluşsun, ilgili kurumların koordinasyon içinde hareket ederek hızlı çözümler üretmesi büyük önem taşıyor.

Çünkü sezon kimseyi beklemiyor.

Turist beklemiyor.

Esnaf beklemiyor.

Bir başka gerçek de yerli turist.

Yıllardır kendi ülkesinde tatil yapmanın hayalini kuran insanlar bugün bütçe hesapları yapmak zorunda kalıyor.

Birkaç günlük tatil bile birçok aile için lüks hâline geliyor.

Oysa yerli turist bu ülkenin insanıdır.

Turizm politikaları oluşturulurken onların beklentileri de mutlaka dikkate alınmalıdır.

Çünkü sürdürülebilir turizm yalnızca yabancı ziyaretçiyle değil, yerli turistin memnuniyetiyle de mümkündür.

Alanya'nın sorunu denizi değil.

Kumu değil.

Güneşi hiç değil.

Sorun; denetimin güçlü hissedilmemesi, planlamanın yetersiz kalması ve ortak hareket kültürünün istenilen seviyeye ulaşamamasıdır.

Bir turizm kentinin başarısı yalnızca doğal güzellikleriyle ölçülmez.

Temiz çevresiyle…

Adil hizmet anlayışıyla…

Kaliteli işletmeleriyle…

Ve güçlü şehir yönetimiyle ölçülür.

Turizm günü kurtarma işi değildir.

Bugün yapılan her hata, yarının kaybı olabilir.

Bugün memnun ayrılan turist, yarın yanında yeni misafirler getirir.

Memnun ayrılmayan ise sessizce başka destinasyonları tercih eder.

İşte en büyük tehlike de budur.

Çünkü kaybedilen güven kolay geri kazanılmaz.

Alanya hâlâ Türkiye'nin en güçlü turizm markalarından biri.

Bunu kimse inkâr edemez.

Doğasıyla…

Tarihiyle…

Deniziyle…

İnsanıyla…

Büyük bir potansiyele sahip.

Ancak güçlü markalar bile korunmadığında değer kaybeder.

Bu nedenle eleştiriler düşmanlık olarak görülmemeli.

Tam tersine, bu şehri seven insanların daha iyi bir Alanya isteğinin yansıması olarak değerlendirilmelidir.

Çünkü insanlar en çok değer verdikleri yer için konuşur.

En çok sevdikleri şehir için çözüm ister.

Alanya'nın ihtiyacı olan şey suçlu aramak değil…

Ortak aklı büyütmektir.

Temiz deniz…

Adil fiyat anlayışı…

Kaliteli hizmet…

Güçlü denetim…

Ve sürdürülebilir turizm politikaları…

Bunlar sağlandığında Alanya yeniden yalnızca deniziyle değil, örnek turizm modeliyle de konuşulacaktır.

Çünkü Alanya'nın başarısı yalnızca Alanya'nın değil, Türkiye turizminin de başarısıdır.